YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN..

İktidar sığınmacılar için muhalefetle cebelleşmek için sürekli çaba harcamak ile meşgul. İktidar sığınmacıları kast ederek bir gün  "onları asla göndermeyeceğim" derken ertesi gün  "onların kendi istekleriyle gitmelerinin önünü açacağız" demesi muhalefette ve toplumda şaşkınlıkla izleniyor...

Muhalefet keskin bir ifadeyle iktidara gelirsek hepsini memleketlerine geri yollayacağız ifadesiyle birlikte vatandaşlık alanların vatandaşlığını-da iptal edeceğiz diyor...
Siyasilerimiz iktidardakiler-de muhalefette olanlarda bu süreçte devlet aklıyla hareket etmek yerine fevri çıkışları tercih ediyor.

Ortak akıl denen akıl çerçevesinde buluşarak devletin ve milletin çıkarına hareket etme düşüncesini muhalefet-te iktidarda uzun süredir unutmuş durumda...
Millet çaresiz, millet kaygılı, millet şaşkın, millet tedirgin, millet sıkıntılı millet ne iktidarın ne-de muhalefetin umurunda değil.

"Sınır Namustur" ifadesini kullanan muhalefete karşılık veren iktidar  "sınırın namus " söyleminde  hemfikir olsada sonuç hüsran.
Sınırlarımız ülkenin her köşesinden delik deşik edilerek giren göçmen, sığınmacı, kaçak, mülteci cennetine dönüşmüş durumda... 

Bizim dışımızdaki ülkelere Türk vatandaşları vize ile dahi çıkış yaparken kılı kırk yardırılarak engellenirken ülkemizin dört bir yanından adeta yüzer kişilik gruplar halinde dağ, tepe, dere aşılarak kaçak gelenleri şaşkınlıkla izliyoruz.

Kapılarımızı kendiliğimizden açtıklarımıza "Ensar" adını koyarak aldıklarımıza ise misafir denmemiz, ekmeğimizi paylaşmamız, inancımız gereğidir söylemiyle kucak açarak baktığımız , adlarına Ensar dediğimiz sığınmacılar, misafirlikten çıkıp ev sahibi oldular ne hükümet farkında ne muhalefet farkında.

Paylaştığımız ekmeğimizi elimizden alarak bizi kendilerine muhtaç hale bıraktıklarının dahi farkında olmayan ülkeyi yöneten siyasiler kafalarını ne zaman kumdan çıkaracaklar.

 Gençlerimiz onların ucuz ve kaçak işçiliği sayesinde iş bulamaz halini işsizliğin geldiği noktayı Türk gençleri çalışmaktan kaçıyor, iş beğenmiyor gibi abuk subuk söylemlerle geçiştirmek siyasetçilerin diline yakışan bir ifade olabilir-mi?

Misafir ettiğimiz bu Ensar geldiklerinde yaşları 10 olan çocuklar şimdi yirmili yaşların üzerine çıktıkları halde ülkelerine dönüp varsa savaş mücadele etmeleri gerekirken bizim kızlarımızın, kadınlarımızın müstehcen yerlerini çekmek için mücadele ederken bir çoğu ise artık anadili gibi Türkçe konuşmaya başladığı için genç kızlarımızı baştan çıkarma yarışında olduğu artık görmezden gelinecek bir konumudur?

Bunu yaparken kullandıkları ifadelerin sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları ise bütün vatandaşlarımızın kanın beyne sıçramasını sağlamakta iken, hükümetin o paylaşımı yapanı alıp sınır dışı ettik demesiyle çözümün sağlandığımı düşünülüyor?

İlk geldiklerinde çadırlarda ağırlanırken bir akıl tutulmasıyla ülkenin neredeyse her il ve ilçesine dağıtılmaları ise işi içinden çıkılamaz bir hale soktuğu net olarak anlaşılmakta iken bunların yaşattıkları problemler için hükümetin seyrekleştirmek için sayıları az olan illere dağıtım yapması kalıcı bir çözüm olarak görülebilir-mi?

Kurtarılmış bölgeleri ilan ettikleri yerler sürekli dillendirilirken Hatay için "zaten bu şehir bizimdi" deme cüretini göstermeleri dahi ülkemiz idarecilerinin ve siyasilerinin dikkat çekmesine dahi neden olmaması düşündürücüdür...

Hatay seçilmiş belediye başkanı ile Adana, Mersin, Kilis, Antep, Urfa, İstanbul gibi illerimiz adeta adları sığınmacı, mülteci, ensar her ne ise yönetici olan seçilmiş ve atanmış olanların içinden çıkamadığı bir mesele olduğu halde Merkezi hükümet tarafından problem olarak görülmemesi sıkıntının içinden çıkılamaz hale geldiğinde hiç çözülemeyeceğini bilmemek ise daha büyük sorunların bizi beklediğini gösteren ipuçlarıyla dolu olduğunu göstermez-mi?

Yaklaşık beş milyon sığınmacının yerleştikleri konutlar her aileyi 5 kişi olarak hesapladığımızda 1 Milyon konutu işgal ettikleri gerçeği kira bedellerinin ödenmeyecek bir seviyeye çıkmasının nedeni göstersek galiba yanlış tespit yapmamış oluruz...

Meyve, sebze, un, şeker, yağ, benzin derken kalem kalem saymaya kalkıldığında en işe yaramaz bir emtianın dahi geçen yılki fiyatın dört katına çıkmasının nedenini ne AB ve ABD olduğunu söylersek doğruyu söylemiş olur muyuz?

Biz kendi plan programımızı yapamamanın nedenini sürekli dış güçlere bağlamaktan çıkıp bizi sıkıntıya sokacak dış güçlerin ekonomik, ticari, iktisadi hamlelerine karşı koyamıyorsan kendine güçlü devlet diyebilir-misin?

Dünyanın neredeyse her ülkesinin binlerce kalem sayılacak gıdaya ambargo ve yaptırım uyguladığı Rusya vatandaşları dahi Türk vatandaşları kadar çaresiz ve mağdur değil.

Keza Rusya'nın ablukaya aldığı Ukrayna vatandaşları dahi Türk vatandaşlarından daha mutlu ve gelecekten kaygılı değil.

Türk iş insanlarına, öğrencilerine, sanayicilerine vize vermekten imtina eden AB ülkeleri Ukrayna vatandaşlarını sınırlarında çiçeklerle karşılayıp ülkelerine girmelerine müsadeyi bırakın evlerinde ağırlama yarışına girmeleri bunu ifade etmiyor-mu?

Ülkemizdeki yabancılar mutlu, ülkemizin sahibi olan bu ülkenin ilelebet yaşatılması için can veren, kan veren, savaşan, gazi ve şehit olan, terörün her türlüsüne göğüs geren, Askerlik yapan, vergi veren vatandaşları mutsuz.

Peki neden?

Bir olmak, iri olmak, diri olmak dururken karşılıklı sürekli ötekileştirmek neden?
Bu ne tezattır Allahım....

Şairin dediğ gibi kendi ülkemizde "Parya" yız...

Karış, karış toprak sattık, Türk vatandaşlığını parayla sattık, Adı Türk, kendi Türk olan vatandaşlarımızı binlerce yıllık beraberliğimiz olduğu halde adlarına Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Çerkez diyerek yıllarca ayırıştırılmaya çalışıldığımız günlerden henüz çıkmadan bir yanımız Suriyeli bir yanımız Afgan yetmezmiş gibi ülkenin her köşesine yerleşmiş Sudan, Kenya, Somali ve Afrika kıtasından yine yüz binlerce kaçak göçmenle iç içe yaşamaya başladık...

Çok geçmez sokaklarda Irk savaşı başlarsa hiç şaşırmayın...

Bir gerçeği hatırlatmak gerekir-ki bazı (STK) yapılar Afrika kıtasından yüzlerce insanı ticari ortaklık adına Binlerce kişiyi kafileler halinde 10 bin USD karşılığı ülkeye sokup hoş geldiniz diye başıboş bıraktığı sanıyorum ilgililerin dikkatinden kaçmamıştır.

Bu ülke bizim ve geleceğimiz olan çocuklarımızın, Hiç bir bedel, hiçbir şartta onların yarınlarına zarar verecek adımları ne iktidar ne kamu kurum ve kuruluşları, ne-de özel ve tüzel kişiler atmış oldukları adımlarla zarar vermemelidir.

Türk Milletinin Türk Milletinden başka dostu yoktur. Bu tarihte böyleydi, şimdi böyle, yarınlarda-da böyle olacaktır.

İktidar ve muhalefet ortak akıl ile binlerce yıllık devlet aklını dikkate alarak hareket etmelidir.
Aksi halde, Ensar, Kardeş, Dindaş, Muhacir, Göçmen, Sığınmacı, Mazlum, Mağdur, adları ne olursa olsun Türk milletinin genetik yapısı ile oynamak olur-ki; Bunun ise telafisi hiç bir zaman mümkün olmayan problemlerin oluşmasını sağladığında ne devlette beka kalır ne Millette.


Kalın sağlıcakla.
İbrahim Erdem Karabulut.